Loading

Uyan Türkiyem Uyan!

Küçük bir çocuğun tacize uğraması çok büyük bir travmadır.
Bunun sonucunda hayatında ya her şeye çok büyük anlamsız tepkiler verir, ya da sessiz kalıp hayır bile diyemez.

Çünkü anlatamaz ve yorumlayamaz yaşadıklarını; anlayamamış, anlamlandıramamıştır yaşadıklarını.

Çünkü yaşadığını dile getirememiş, kimse bilmemiş, kimse yorumlayamamıştır. Anlayamamıştır küçük çocuk, anlamlandıramamıştır duygularını.

Çocuk bedeni, yaşıtlarından önce deneyimlediği bir takım hislerle nasıl başa çıkacağını güdüsel olarak bilemez ki.

O AN hissettiklerinin anlamı nedir?

Küçük çocuk ne olduğunu anlamlandıramadan sessizce bu sorumluluğu taşımaya başlar. İçinden atamadığı, anlamını bilemediği bir çığlıkla yaşar. Ve de küçük çocuğun zihni, travma ile baş etmek için unutur.
Hatırlamaz.
Hiçbir zaman.

Ta ki, hatırlatacak bir olay yaşayana dek.

Zihin işte o an, baş etmek için o yaşta nasıl baş ettiyse, bildiği baş etme yolunu kullanır.

Unutmak… Oyuna devam etmek.

Herkes kendi oyununa devam ederek büyür.

İçimizde saklamaya çalıştığımız her ne ise onunla büyürüz.

Bazen de o sakladığımız bizden çıkmak ister.

Ama kimse üzülmesin, kimse duymasın, kimse kötü olmasın diye ısrarla içinde tutar küçük çocuk.
İzin vermez çıkmasına.
Korkar, utanır.

Çünkü aslında çocuklar, farkında olmadan, en sevdikleri üzülmesin diye kendileri üzülür.
İçin için, zaman zaman..

Yaşarken o çığlıklar her bir olayla artar, büyür. Çocuk büyüdükçe o çığlık daha büyür.

Yine çıkmak ister, yine çıkartamaz çocuk. İzin vermez yani.

Ve tacize uğramaya devam eder.

Böyle böyle çocuk büyümeye devam eder.

Bilmez ki, güvenlik alanımızda bize yapılan istemediğimiz her şey aslında bir taciz.

Ülkemizde tacize uğrayan kişi tacizci ile evlendirilebiliyor.

Kız kaçırma olaylarında kız rızası olmadan kaçırılıyorsa, kaçıran kişi ile evlenmek zorunda kalıyor.

Ve o taciz dediğimiz şey bildiğiniz tecavüz oluyor.

Çocuk gelinler, cinsel ilişkiye giremeyenler, hayır diyemeyenler, güvensiz, tepkisiz, kendini koruyamayan insanlar…hasta bir toplum ve çoğunun sonu …işte,

Şiddet çeşit çeşit. İster darp olsun, ister bıçaklama, ister cinayet, ister taciz, tecavüz olsun…ya da haksızlık, eşitsizlik, aşağılama, hakaret olsun.

Bir çok insan, yönetici, savcı, hakim, belki de anne ya da baba; ısrarla anlamak ve duymak istemiyor.

Kendi de benzer olaylar yaşattığından, utancından, toplum baskısından, korkudan, kaba kuvvet=güç bildiğinden,

Suçlu olana haklı
Mağdur olana suçlu der,
Tahrik etmiş, kabul etmiş der kurbanına,
Bir defadan bir şey olmaz diyebilir
Ve toplum içinde sürdürmeye devam eder
Tacizi..tecavüzü..
taa ki
Konuşmaya cesaret eden bir mağdur bulana kadar
Oyuna devammmm

Uyan Türkiyem uyan…

Temmuz 9, 2018

DEVAMINI OKU

Dilek’le tanışmamız tesadüf değilmiş.

Yıl 2009. Ofisteyim. Kapı çaldı, cıvıl cıvıl neşe içinde, ağzı kulaklarında “Ben buraya hayatımı değiştirmeye geldim”diyen genç bir kadın karşımda.

İtiraf etmeliyim, “al bir çatlak daha, Allah Allah” demiştim içimden.

Sadece kendininkini değil; benim hayatımı da değiştirmeye gelmişti.

Sonradan anlamaya başlamam epey zaman aldı.

Dilek’i böyle tanıdım.

Hemen ısınmıştım ona. Kalbini açtı bana, sevdim yüreğini. İçinde bir de hüzün, sıkıntı hissettim. Sanki  yaşamda zor geçen dönemlerden biriydi onun için diye düşünmüştüm.

Hepimizin zaman zaman yaşadıklarından.  

Çok kısa bir zaman sonra, iş için Bodrum’a gittim. Orada biyoenerji çalışmaları yapan Gülgün Fildişi ile tanıştım; Gülgün benimle bir çalışma yaptı. Ömrümde ilk defa böyle bir deneyim yaşıyordum. İyi hissettim. Gülgün aslında Istanbul’da yaşıyordu o dönem. Kendisine bir seans daha yapmak istediğimi söyledim.

Istanbul’da ofisimize geldiği gün, Dilek de ordaydı. O gün Dilek’in hiç keyfi yoktu.  

Gülgün’den, Dilek’e de bir seans yapmasını rica ettim.

İkisi birlikte seans odasına girip, iki dakika geçmeden Gülgün önde Dilek arkasında, bulunduğum odaya geldiler. Ama ikisi de bir değişik…

Gülgün döndü bana dedi ki bu kız dağları taşları devirir.

Ne demek istediğini o an anlamadım.

Dilek de arkadan biraz mahcup, biraz şaşkın, sanki biraz da çaresiz bana bakıyordu.

“Anlatsanıza neler oluyor” dedim; yanımda da arkadaşım Meri vardı.

Dilek bana dönerek; “ben aslında bugüne kadar hiç bahsetmedim size” diyerek anlatmaya başladı.

Meğer, çocukken yumurtaların içini görürmüş; okulda öğretmen bir gün yumurtanın kırılmadan görünmeyen iç yapısını, kabuğun içinde olan anatomisini anlatmış.

Dilek de eve gidip annesine ben zaten içini görüyorum, neden öğretmen görünmez dedi diye sormuş.

Ağaçların köklerini görürmüş.

Annesine bunları söyledikçe “saçmalama” cevabını alırmış.

Ancak tabii gel zaman git zaman; büyüdükçe bu özelliğinin herkeste görülmediğini anlamaya başlamış. Konu komşu, nerdeyse tanıdık tanımadık herkes bu yeteneğinden ötürü Dilek’e sürekli sorular sorar olmuş; Dilek de bunalmaya başlamış. Çevresindeki bir sürü insan sorularıyla Dilek’in hayatını gitgide o kadar zorlamaya başlamış ki, yaşadıkları Dilek’in baş edemeyeceği boyutlara gelmiş. Ve kendisinin bu yeteneğini kapaması için Tanrı’ya yalvarmış. Ve büyük ölçüde de kendisini kapatmayı becermiş.

İşte, Gülgün de enerjisi yüksek bir insan olarak kendisine dokunur dokunmaz Dilek yeniden açılmış yan odada.

Dilek’in bir anlamda bir dokunuşla yeniden doğuşu.

Hemen ardından bana dönüp; size bakabilir miyim dedi? Hay Allah, şaşırdıkça şaşırıyorum, neye bakacak ki dedim içimden, peki bu kız o kadar masum ve cana yakın ki, ondan zarar gelmez..”Tabi ki bak “dedim.

Ayak parmaklarımdan başlayarak bedenim üstünde gezdirmeye başladı gözlerini. Birkaç yıl önce geçirdiğim beni ölümle burun buruna getiren hastalığımın tüm bedenimde nelere neden olduğunu, adım adım söylemeye başladı..

Söylediği her şeyi yaşamıştım. Hem de kimseyle paylaşamadığım bazı ayrıntılarla da birlikte..

Bu kadarla da kalmadı, gözlerime gelince, kendisine elektrik çarpmış gibi oluverdi. Hastalığımdan beri dünyayı kumlu görüyordum; çok can sıkıcı bir durumdu, ancak gittiğim doktorların hepsi buna alışmam gerektiğini, yapacak bir şeyin olmadığını söylemişlerdi. Zaten hastalığım sürecinde gözlerimi kaybetmek, kör olmakla da karşı karşıya gelmiştim. Bu kadarına şükür, böyle yaşamaya alışmalısın demişlerdi.

Dilek iki eliyle gözlerime dokundu, ve ellerini kaldırınca dünya çevremde bir cennet..net görüyorum, inanmıyorum, “Dilek bu devam edecek mi? Anlık bir şey mi nedir bu” dedim. Çok ama çok heyecanlanmıştım.

“Seninle daha neler yapacağız,  görürsün bak” demez mi? O an ağzından dökülüvermişti. Öyle de oldu..

Sonra döndü Meri’ye. Dizinde sorun var dedi.

Doğruydu, Meri dizinden ameliyat olacaktı. Ameliyat öncesi, iki hafta sonra bir emar daha çekilecekti.

Dilek eğildi; dizine elleriyle bir şeyler yaptı; sonra Meriye dönüp “ sen büyük olasılıkla dizinden ameliyat olmayacaksın. Ben şimdilik bir çalışma yaptım.  Yüzde yüz eskisi gibi olmasa da ameliyat gerekmeyecek.”

İyice şaşkınlığım artmakta, Meri de öyle.

2 hafta sonra Meri emara girdi, aynı Dilek’in söylediği gibi oldu. Yüksek enerjisi ile derdine deva olmuştu. Ameliyat gerekmemişti.

Aaaaaa…pes doğrusu.

Dilek bize dedi ki; siz çok hazırdınız, kabul ettiniz, istediniz ve oldu.

Ben sadece bir aracıyım. İzin verdiniz; vermeseydiniz bu dokunuşların faydası olmazdı.

Her an yeni bir şey duyuyorum.

Bir müddet sonra, enerjilerin nasıl çalıştığını anlamaya başlayacaktım. Dokundun oldu diye bir şey yok aslında.

Olup biteni anlamaya çalışırken, birden bire Dilek:

“Ben şimdi ne yapıcam? Ne yapıcam şimdi diye sormaya başlamasın mı?”

Hemen döndüm Gülgün’e; “Gülgün ne yaptıysan yaptın, şimdi bu kız zordayım diyor; nasıl yardım edebiliriz? Ben bu işlerden anlamam; hadi söyle dedim.

Gülgün: Dilek’i Eric Bey’e götüreceksin  

Sibel: Kimdir o, ne yapar?

Gülgün: Bu kız bize bir Tanrı armağanı; bizim de görevimiz ona yardımcı olmak. Götür Eric’e göreceksiniz.

Sorgulamak için bir şeyler bilmek gerek. Ben hiç bir şey bilmediğim, hiç anlamadığım bir konuyu o an deşmemeye karar verdim. Her şey çok hızlı ilerliyordu. Ancak takip edebiliyordum.

Gülgün bize randevu aldı; o Pazar sabahı Dilek ile birlikte gittik randevumuza. Meğer randevumuz olan yer, ünlü bir Kişisel Gelişim Merkezi imiş.

Yolda ikimiz de suskun, heyecanlı, neler olacağını hiç kestiremiyorduk. Hele ben?

Eric, Dilek’le beni bir odaya aldılar. Yaşadıklarım inanılmazdı, bambaşka bir dünya, hiç bilmediğim..itiraf etmeliyim, hızla keşfetmeye can atıyordum. Heyecanlıydım, merak içindeydim.

Eric konuşurken ordan burdan kafamda uçuşmaya başladı bazı sözcükler, bazı kavramlar; enerji, blokaj, bilinçaltı, kabul, şükür, evren, düşünce, istemek, olumlu, olumsuz, görev, kayıt, hepsi ayrı ayrı iyi bildiğim kelimeler. Ancak keşfetmeye başladığım yeni dünyamda neler ifade ettiklerini bir müddet sonra anlayabilecektim.

Özetle şunu söyleyebilirim: “Dilek’te, insanların enerji titreşimlerini, billinçaltı kayıtlarını okuma yeteneği ile insanların enerjilerini tıkayan blokajları, bunlara neden olan olumsuz olayları ve bu olayların yaşattığı his ve duyguları okuma, görme, hissetme ve bazen de duyma yeteneği var. Dilek, bu ve diğer yetenekleriyle yapacağı çalışmalar ve yüksek enerjisi ile, blokajların çözülmesine yardımcı olacak; insanların AN’da kalmalarına rehberlik edecek yetenek ve bilgilere sahip. Gülgün’ün dediği gibi bunların hepsi Tanrı tarafından Dilek’e verilmiş bir armağan. Bu armağan insanlara yardımcı olması için verilmişti.

Dilek, bu dünyaya görevli olarak gelmişti. “İnsanlara denge ve dinginlik” içinde yaşayabilmeleri için rehberlik etmesi gerekiyordu Ama yıllar önce, yeteneğinle başedemeyince, kapatmıştı kendisini bu konulara.

Sormaktan kendimi alamadım; peki ne yapacak, nasıl yardımcı olabilecekti? Buna aldığım cevap kısacıktı. Eric Bey’le o an bulunduğumuz merkezde yapılan seanslar gibi seanslar yapacaktı.

Peki ya geçmişte yaşadığı sıkıntıların benzerleriyle karşılaşma olasılığı var mıydı?

Merak etmeyin, ne yapması gerektiği karşısına çıkacak demişti Eric.

Bana o kadar uzak ki..anlamakta güçlük çekiyorum, ben ki bugüne kadar hep pozitif bilimlere inanmışım, öğretilerim hep bu yönde olmuş. Şimdi de her an yeni bir şey duyuyorum, yaşıyorum, ve de duyduğum her bir yenilik, tıpkı puzzle parçaları gibi yaşamımda yerini almaya başlıyor. Yıllar geçtikçe, Dilek’le çalışmalarımız arttıkça, yaşadığımız her şeyin bir cevabı, her şeyin bir nedeni olduğunu keşfetmeye devam ediyorum. Öğrendiğim ve hayatıma geçirdiğim her şeyle çok daha huzurlu, çok daha neşeli bir insanım artık. Mutluluk anahtarının kendimde olduğunu biliyorum. Kendimi sürekli geliştiriyorum.

Artık biliyorum, yaşam hiç de göründüğü gibi zor değilmiş.

Dilek bizim ofise hem kendi hayatını, hem benim hayatımı hem de binlerce danışanının hayatını değiştirmek için gelmiş.

Evet, benim Dilek’le gerçek tanışmam galiba Gülgün’ün ona dokunuşuyla başladı.

Tanışmamız tesadüf değilmiş.

Temmuz 9, 2018

DEVAMINI OKU